BAKTERİ VE VİRÜS HASTALIKLARI-2

28/8/2008 · Kategori: Saglik

KUDUZ [1]

Kuduz hayvanın ısırması ve salyasının insan vücudundaki herhangi bir sıyrıktan girip, kana karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Tıp dilinde rabies veya hydrophobia denir.

 

Nedenleri:

Kuduz, beyni etkileyen virüsler tarafından medyadan getirilir. Kuduz hastalığının etkeni Rabies virüsüdür. Rabies virüsü uygun şartlarda (0-4°C’ta) yıllarca stabil kalır. Güneş ışığı, ultraviyole, X-ray ve deterjanlar ile kolayca etkisiz kalabilir. Bu bilgiler virüsün, uygun ortam bulduğu zaman vücut dışında da canlı kalabileceğini ve herhangi bir ısırık hikayesi olmadan insanları yada hayvanları enfekte edebileceğini göstermektedir. Ama genellikle  insanlara, hastalığa yakalanan hayvanların tükürüğüyle geçer. Köpekler, kediler, tilkiler ve yarasalar hastalığa yakalanabilirler.

 

Belirtileri:

Belirtileri, ağrı ve hayvanın ısırdığı yerde renk değişimi, deri duyarlılığı, ağızdan fazla salya akması, sakin durumda iken öfkelenmedir.

 

Gidişi:

Kuduz hastalığının başlangıcında, yorgunluk, durgunluk, sinir bozukluğu, baş ağrısı ve kalpte sıkışma görülür. Hasta yerinde duramayacak kadar sıkıntılıdır. Bir süre sonra boğaz ve solunum yollarındaki kramplar başlar. Bu dönemde sudan da korkmaya başlar.

 

Tedavi:

Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kan akıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlem sık sık tekrarlanır. Kuduza karşı en etkili yöntem aşıdır. Kuduz virüsü, vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek, beyne kadar gelir ve orada iltihap yapar. Bu iltihaplanma, ısırıldıktan sonra geçen 7 ila 60 gün arasında meydana gelir. Bu nedenle kuduz aşısının bu süre içinde yapılması gerekir. Kuduz belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak kuduz aşısı ile kuduz serumunun kıymeti yoktur. Tedavi mümkün değildir. Ölüm kesindir.

 

 

Şekil 4: Kuduz Virüsü

 

KIZAMIK (Rubelo)[2]

Bu hastalığın nedeni virüslerdir. Bu virüsler Miksovirüs grubundandır. Kızamık virüsü 150 nanometre boyutundadır. Genetik materyali tek iplikli RNA’dır. Bu virüsler örneğin hapşırma sırasında yayılabilecek olan mikrop zerreciklerinin solunum yoluyla içe çekilmesiyle geçebilir.

 

Belirtileri:

Belirtileri, ateş, öksürük, yanma, şişmiş gözler, boğaz yanması, yanak iç cidarında beyaz ufak noktalar, ciltte kızarmalar, kırmızı lekelerdir.

 

Gidişi:

Kızamık ateşle başlar. 4 gün sonra kulakların arkasında ve yüzde çil gibi lekeler olur. Belirtiler virüsü aldıktan 10-14 gün sonra başlar. Enfeksiyon 10-14 gün sürer ve hasta tamamen iyileşir. Bazı hastalarda zatürre oluşabilir. Çok az sayıda vaka gözlenmiş olsa da bakteri enfeksiyonlarına, komaya, beyin iltihabına neden olabilir.

 

Tedavi :

Bu hastalık iki yolla tedavi edilir. Birinci yöntem Parasetamol veya şurup alınmasıdır. İkinci yöntem ise aşıdır. Kızamık bulaşıcı olduğundan aşı daha etkili bir yöntemdir. Kızamık aşısı olanlar bağışıklık kazanırlar ve genellikle ömür boyu kızamığa yakalanmazlar.

 

SOĞUK ALGINLIĞI[3]

İnsanlarda virüslerin sebep olduğu en sık rastlanan hastalık herhalde soğuk algınlığıdır. Çok değişken olmakla birlikte genç bir kişi senede ortalama iki ya da üç kez soğuk algınlığına yakalanır. Özellikle çocuklarda ve gençlerde burunda virüs iltihabı sık görülür.

 

Nedenleri:

Soğuk algınlığının nedenleri üşüme, bağışıklık durumu, beslenme ve vitamin eksikliği, yorgunluk burun tıkanıklığı, burun salgılarının asitlik derecesi ve  böbrek, karaciğer ve kan hastalıkları, şeker hastalığı ve verem gibi genel hastalıklardır.

Toplumda soğuk algınlığına sebep olan virüsler çok yaygındır ve sayıları 200’den fazladır. Rinovirüs (Rhinovirus) ve Koronavirüs (Coronavirus) en sık rastlanır. Kişilerin direnci düştüğü zaman veya çok yoğun ve bulaşıcı virüslere maruz kalındığı zaman enfeksiyon ortaya çıkar. Üşümek vücut direncini düşürdüğü için soğuk algınlığına zemin hazırlar. Rinovirüslerin kuluçka süresi 1-3 gün arasındadır. Soğuk algınlığını çoğu kez bakteri enfeksiyonu takip eder.

 

Belirtileri:

Belirtileri tıkalı burun, hapşırmak, sulanan gözler, boğazda yanma, öksürük, hafif ateş ve beraberinde titremeler, bütün bir kırıklık ve baş ağrısıdır.

 

Gidişi:

Soğuk algınlığı 4 dönem sürer:

1.dönem birkaç saat sürer. Burun hava yolu açıktır fakat virüslerin giriş noktasında kaşıntı, tahriş, kuruma ve yanma hissi olur.

2. dönemde virüsler burun iç yüzeyine ve lenf sistemine yayılır. Bu işlem birkaç saat veya gün sürer. Virüslerin ilk girdiği yer iyileşirken daha sonraları yayılmış olduğu bölgelerde hastalık devam eder. Boğaz kurur ve yutkunurken ağrır. Aksırma, sulu burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ortaya çıkar. Burun içi ve boğaz şiş ve kırmızı görünümdedir. Halsizlik, kırgınlık ve ateş bu dönemde ortaya çıkar. 3. dönemin başladığı üçüncü günde fırsatçı bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlar belirgin olur. Burun içinin rengi koyulaşır, sulu burun akıntısının miktarı azalır, kıvamı artar, yapışkan beyaz bazen yeşilimsi bir hal alır. Tıkanıklık ve bitkinlik bu dönemde en çoktur. Bu dönemdeki akıntı, içeriğindeki maddeler nedeniyle mendili kuruyunca sertleştirir.

4. dönemde şikayetler ve bulgular azalır, 5-10 gün sonra iyileşme gerçekleşir.

 

Tedavi:

Soğuk algınlığı bir virüs enfeksiyonu olduğundan antibiyotikler yararsızdır. Bu nedenle tedavi büyük ölçüde hastanın kendisine bağlıdır. Mesela hasta tuzlu ılık su ile günde üç defa gargara yapabilir ya da boğazı rahatlatmak için ağrı kesici kullanabilir. Hastanın evde dinlenmesi gerekir. Soğuk algınlığı 3-4 gün ya da en fazla bir hafta sürer.

 

Şekil 5: Soğuk Algınlığı Virüsü

AIDS[4]

AIDS insan vücudunu immün sistemini yok eden ve bir dizi belirtilerle karakterize olan bir immün yetersizlik sendromudur. Bu hastalığın nedeni HIV virüsüdür. HIV Virüsü retrovirüsler grubundandır. Retrovirüsler de diğer virüsler gibi sıkıca paketlenmiş bir genetik yapıya ve protein kılıfına sahiptir.Bu virüs 100 nanometre boyutundadır. Genetik materyali RNA’dan oluşur.

 

Belirtileri:

Belirtileri uzun süreli açıklanamayan yorgunluk, on günden daha uzun süren ateş, gece terlemesi, açıklanamayan kilo kaybı, nefes darlığı, ilerleyen üşütme, ağızda mantar enfeksiyonu, kolay yaralanma ve açıklanamayan kanama, zihinde karışıklık ve sonunda komadır. Bu belirtiler dikkate alınarak doktorlar ELIZA ve Western Blot gibi tahliller uygularlar.

 

Hastalığın Bulaşma Yolları:

Normal olarak immün sistemi beyaz kan hücreleri ve vücuda mikroskoplar girdiğinde bunları etkisiz hale getirmek için görevli antikorlardan meydana gelir. Bu hücrelere T hücre lenfosidleri adı verilir. AIDS’li kişilerde HIV-I denen bu virüs tipi T hücrelerinin içine gire. Çoğalmaya başlar ve bu hücreleri öldürür. Bu yüzden AIDS’li kişilerde immün sistemi zayıf bir hale gelir. Bu daramda ayrıca değişik enfeksiyonların ve tümörlerin ortaya çıkışı da kolaylaşır. Virüs T hücrelerine girdikten sonra çoğalır. Birkaç ay içinde vücut bu virüse karşı antikor üretir. Daha sonra semptom (bulgu)lar görülür. Semptomlar azalabilir veya hiç görülmeyebilir. Bu süre zarfında virüsler yavaş yavaş artmaya başlar. Kişi bundan sonra AIDS virüsüne yakalanmış demektir.

Virüs değişik yollarla örneğin; damardan kirli iğnelerle yapılan iğneler, cinsel ilişkiler veya anneden çocuğa olmak üzere bulaşır. Kapı tokmağına tutunarak veya tuvalet vasıtasıyla bu virüse yakalanmak imkansızdır. Sivrisinekler HIV’i yayamazlar.

 

Gidişi:

AIDS canlıya tam olarak bulaştıktan sonra lenf bezleri şişmesi, düşük dereceli ateş gibi semptomlar meydana geldiğinde hastalık AIDS Related Complex (ARC) adını alır. Zamanla tüm belirtiler ortaya çıkar ve fırsatçı enfeksiyon durumunda olur. AIDS’in bütün etkileri virüs enfeksiyonunun takiben 5-10 yıl içinde gerçekleşirken ölüm ortalama 2-3 yıl içinde bu etkiler nedeni ile meydana gelebilir.

 

Tedavi:

Sözünü ettiğimiz Bağışıklık Yetmezliği hastalığının henüz kesin bir tedavisi yoktur. Ancak  AZT (Zidovudine, Azidotimidin) adı verilen ilacın hastalığı yavaşlatıcı bir etki gösterdiği tespit edilmiştir.

AIDS bulaşıcı olduğundan şimdiye kadar çok sayıda kişinin canını almıştır ve bu virüsü taşıyan insanlar hala bulunmaktadır. Bu sebeple bir an önce bu hastalığa bir tedavi yöntemi bulunması gerekmektedir.

 

Şekil 6: HIV Virüsü

 

SARS (Ağır Akut Solunum Yolu Yetersizliği Sendromu)[5]

Ağır hastalık oluşturan, günler içerisinde ani başlayıp gelişen, öncelikle üst solunum yolları ve akciğerleri tutan bir enfeksiyon hastalığıdır. Sars öksürük veya hapşırmayla bulaşır.Bu hastalığa neden olan virüs coronavirüs ailesinden gelmektedir. SARS virüsü solunum yollarına ve akciğere yerleşir.Yaklaşık 120 nanometre boyutundadır. Genetik materyali RNA’dan oluşur.

 

 

Belirtileri:

Belirtileri; 38 derecenin üzerinde yüksek ateş, üşüme ve titreme, soğuk terleme, genel bir rahatsızlık hali, yaygın vücut ağrıları, kuru öksürük, baş ve boğaz ağrısı ve solunum zorluğudur. Bazı hastalarda ise; balgam çıkarma, burun akıntısı, sersemlik hali, bulantı, kusma ve ishal de görülebilir.

 

Hastalığın Bulaşma Yolları:

SARS'ın bulaş yolu temelde damlacık yoludur. Bu nedenle hastanın bulunduğu ortamda öksürük, aksırıkla ortama yayılan ve havada asılı kalan partiküllerin solunması yoluyla bulaşır. Yine hastanın solunumsal sekresyonları ile kirlenmiş mendil, havlu ve eşyalarında bulaşmada rol oynayabilecekleri vurgulanmıştır. SARS'ın bulaşmasında "yakın temas" kavramı öne çıkmaktadır. Yakın temas kavramı SARS hastalığına yakalanmış kişilerin bakıcıları veya hastane görevlilerinde ortaya çıkar.

 

Tedavi:
      
SARS’ın nedeni henüz bilinmediği için hastalığın özgül tedavisi yoktur. Virüslerin etken olduğu tüm diğer enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi antibiyotikler tedavide etkili değildir. Tedavide ülkemizde bulunmayan Tamiflu ilacı hafifletmek amacıyla kullanılmaktadır.

 

    Şekil 7: SARS Virüsü

 

KABAKULAK[6]

Kabakulak çocuk hastalığıdır, fakat yetişkinlerde de görülebilir. Genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Kabakulak virütikdir. Kabakulak virüsü Paramyxoviridae ailesinden genetik materyali RNA olan bir virüstür. Kabakulak virüsü 150 nanometre boyutundadır. Kabakulak virüsü +4 derece ve -65 derecede yaşamını sürdürebilir.

 

Belirtileri:

Belirtileri ağrıyan şiş tükürük bezleri, ateş, yorgunluk, halsizlik, pankreas, testis yumurtalık veya beyin iltihabı olmasıdır.

Gidişi:

Virüs vücuda girip etkinliğini başlattıktan sonra hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar.

 

Tedavi:

Kabakulağın belli bir tedavisi yoktur. Hastalığın bulaşıcı olduğundan yayılmaması için kimseye yaklaştırılmaması uygun olabilir. Bazen oluşan bazı durumlara karşı ağrı kesici veya parasetamol verilebilir.

 

Önlem:

Kabakulağın önlenmesi için en etkili yöntem aşıdır. Bu aşı tek başına ya da karma olarak bir yaşından büyük herkese verilebilir.

 

Şekil 8: Paramyxoviridae

 

SU ÇİÇEĞİ[7]

Varicella da denen su çiçeği esas olarak çocuklarda görülür. Bağışıklığı olmayan yetişkinler de bu hastalığa yakalanabilir. Bu hastalık virütiktir. Su çiçeği enfeksiyonu varicella zoster virüsü tarafından meydana getirilen bir hastalıktır. Varisella zoster virüsü (VZV) bir herpes virüstür. Zarflı ve çift zincirli bir DNA virüsüdür. Bilinen tek bir tipi vardır. Bu virüs 225-300 nm boyutundadır.

 

Belirtileri:

Bu hastalığın belirtileri ateş, halsizlik ve vücudun genellikle yüz, baş, göğüs kısımlarında görülen kırmızı kaşıntılı lekelerdir.

 

Hastalığın Bulaşma Yolları:

İnsanlara solunum yolu ile ağız veya burundan bulaşır ve vücuda girdikten sonra genellikle hastalıkla sonuçlanır. Su çiçeği mikroplu zerreciklerin solunum yoluyla içe çekilmesiyle yayılır. Ayrıca kırmızı lekelerin patladıkları yerle temas etmekle de bulaşabilir.

 

Gidişi:
      
Lekeler vücutta virüsü aldıktan 2 hafta sonra görülür. Lekeler noktalar halinde başlar yavaş yavaş sıvı ile dolar, patlar ve kabuklanır. Kabuklar dökülür. Bir hafta içinde lekeler çıkmaya devam eder. Hatsallığın çeşitli safhaları aynı anda görülür. Hastalık zamanla iyileşir.

 

Tedavi:

Su çiçeği bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın yayılmaması için lekelerin kabuk bağlayana kadar kimseyle temas etmemek gerekir. Sık sık banyo yapmak lazımdır. Ilık su banyoları kaşıntıyı azaltır. Su çiçeği aşısı da yaptırılmalıdır.

 

ÇOCUK FELCİ (Poliomyelit)[8]

Polyo veya çocuk felci de denilen poliomyelit bir viral enfeksiyon hastalığıdır. Virüs ağızdan girer. Kan yoluyla yayılır. Beyin ve omuriliğe yerleşen bu virüs sinir sistemine çok zarar verir ve felce neden olur. Çocuk felci bulaşıcıdır. Çocuk felci virüsü Picornaviridae ailesindendir. 25-30 nanometre boyutundadır. Genetik materyali RNA’dan oluşur.

 

Belirtileri:

Bu hastalığın belirtileri ateş ve baş ağrısı, boyun ve bel tutulması, adale zayıflığı, yutmada zorluktur.

 

Gidişi:

Bu hastalık önemsiz bir rahatsızlıkmış gibi ortaya çıkar. Daha sonra felç yapan paralitik tipine dönüşür. Paralitik polyo virüsün merkezi sinir sistemimize girip oradan adale faaliyetlerini yöneten beyin  sapına geçmesiyle ortaya çıkar. Polyo genellikle çocuklarda bir hafta içinde yetişen bir hastalıktır. Fakat Paralitik polyo yetişkinlerde de görülür. Derhal tıbbi bakım gerektirir. Bazı kişilerde polyo vakasından yıllar sonra adalelerde ilerleyen zayıflık görülür. Bunun nedeni virüsün yeniden harekete geçmesidir.

 

Tedavi:

Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için Salk veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir.

 

Şekil 9: Piconavidae

 

UÇUK[9]

Uçuk  çok yaygın virütik bir hastalıktır.Uçuk virüsü sinir hücrelerine yerleşir. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda etkin hale geçer. Uçuk virüsü Herpes Simplex bulaşıcıdır. Uçuk virüsü 180-250 nanometre boyutundadır. Genetik materyali DNA’dan oluşur.

 

Belirtileri:

Belirtileri cildin kabarık, kırmızı ağrılı alanında tek veya grup halinde küçük sıvı dolu sivilceler, ağızda acı veren , çevresi kırmızı, ortası beyaz veya sarı olan yaralardır.

 

Gidişi:

Belirtiler virüsü aldıktan 20 gün kadar gün sonra meydana gelir. Daha sonra veziküller meydana gelir, patlar, akar sonra sarı bir kabuk oluşur ve nihayet düşüp pembemsi iyileşmekte olan derişi açığa çıkarır. Virüs bazen sinir hücrelerinde gizlenip daha sonra ilk yerinde tekrar ortaya çıkabilir.

 

Tedavi:

Uçuk virüsünün gelişimini baskılamak için ilaç tedavisi uygulanır. Merhem de kullanılabilir. Ayrıca rahatsızlığı azaltmak için buz uygulanabilir.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GÂLİP GECE

26/8/2008 · Kategori: Edebiyat

(2006'da Adapazarı Büyükşehir Bld.'sinin Düzenlediği Liseler Arası Sait Faik Hikâye Yarışması'nda Türkiye Üçüncüsü Olan Hikâyem)

GÂLİP GECE

 

Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen

Mecburî istikamet, sanki hayatımın bir parçası, aynileştim belki de…  Bu huzurevinin mahallemizde oluşu bana huzur mu veriyor? Her sabah ve her akşam, özellikle de işime gidiş gelişlerim sırasında, huzurevinin önünden geçerken… Her defasında, önce boyası dökülmüş, pas tutmaya yol almış, sürgülü demir kapısı; sonra pencereleri… Gözlerim misafir olur onlara.  Merak mı? Yahut alışkanlık? Belki de kendiliğinden olup biten bir hamle…

Kimbilir hangi hayat hikayeleri vardır orada. Hangi umutlar, hangi arzular… Gözümden akıp geçen görüntüler zihnimin misafiridir artık.

 

Ey dil ey dil yine bu rütbede pür-gamsın sen

Bir gün, nasıl oldu, gözlerime ve zihnime ayaklarım da iştirak etti. Huzurevinin kapı komşusu çiçekçiden, oranın sakinlerini sevindirmek için birkaç buket çiçek alıp içeri giriverdim. Yıllardır, hayır, asırlardır yapmadığım bir şey. Gecikmiş bir borç. Ağır bir yüke veda. Yeğnileşme talebi belki. Bir ihtimal daha yok: Böyle sürüp gitmez hayat. Ne olacak bunun sonu, hep koşuşturma, hep koşuşturma. Biteviye ve bitiresiye giden koşuşturma. Bugün kıracağım ezberi. Nokta.

Etrafıma bakındım, var mıydı beni fark edecek bir çift göz? Bunu hak ediyor muydum, yıllarca, asırlarca fark etmediğim bir dünyadan, böylesi bir istekte bulunabilir miydim?

 

Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın

Ansızın, beni hayata döndüren, yaşama arzusu veren yaşlı amcayla karşılaştım. Ağır aksak bana doğru geliyordu. Selam, kelam. İçeriye davet ediyor, gri duvarların içine. Odasına çıkarıyor beni. Tanıtıyorum kendimi. Falanca üniversite, filanca bölüm, öğretim üyesi. Bir zamanlar bu sıralamayı göğüs kabartarak, gurur ve kibirle yapardım. Şimdiyse, şu daireye giriş ânından bu yana, ne olmuştum böyle? Hadi bakalım, sayın öğretim üyesi, ne oldu sana?

 

Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma

O, ak düşmüş saçları, dalga dalga olmuş yüzü ve çatlamış sesiyle neler anlatmıştı bana?

Bu soğuk kış günü, sıcak çaylarımızı yudumluyorduk bir yandan, öte yandan anlatıyordu o:

“Hesapladım da senin yaşlarında iki oğlum var benim. Ama sekiz yıldır ne ben onları gördüm; ne de onlar beni. Sokaklarda yaşardım buraya gelmeden önce. Senin, herkesin, o güvenle gezdiği sokakların farklı yanlarını bilirim, acılarını. Gecelerde, hiç bitmeyen gecelerde yaşardım.”

“Üstad benim için mi yazmıştı o şiiri, bilir misin üstadı:

Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ama bitti. Anlatayım bak, nasıl bitti.”

 

Anlattı.

“O gece, yani son gece, aynen diğerleri gibi, çok uzundu, bitmek bilmiyordu.  Kanıma kadar işliyordu soğuk. Buz üstünde yatıyordum sanki. İki gündür bir kaç lokma ekmekle duruyordum. Biz sokakta yaşayanlar; sokaktan değil, evlerden korkarız.

Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor

Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler

Ama o gece gözüm karardı, herhalde halimden anlayan birileri bulunur dedim ve girdim bir apartmana… Ne kadar cesurmuş insanlar, kapı açılıverdi. Her zamankinden daha fazla  korku duyuyordum. Her adımımda düşünerek basıyordum merdivenlere. Bir yanda hayatımı tüketen gece, diğer yanda... İşte size acıklı bir aile hikâyesi… Hadi küçümseyin!..  Kızımın beni kapı dışarı ettiği, oğullarımın dövdüğü evler… Birkaç basamak çıktım merdivenlerden… Rastgele bir zile bastım sonra. İçerden gelen sesleri duyuyordum işte, ürkek insan sesleri. Bir baba, bir anne, bir iki çocuktular ihtimal. Acaba onların korkuları da benimki kadar var mıydı? Yoksa evde olmanın huzuru yetiyor muydu korkularını sarıp sarmalamaya?..

Kimse açmadı kapıyı, ama konuştuk içeridekilere. Evin babası olmalıydı sözcüleri. Böyle tehlikeli zamanlarda babanın sözü çıkardı. Bu evin meskunları da kendileri için tehlike çanlarının çaldığı şu gece yarısında, babalarına vermiş olmalılardı sözcülük görevini. Söyledim ona üşüdüğümü, kimsemin olmadığını, sokakta kaldığımı, ne bileyim, belki öleceğimi. Anladılar beni, anlayışla karşıladılar, bir süre bekledim, ama kapı açılmadı.

Bir tarafta gece, diğer yanda evler… Sonra alt kata indim çaresiz. Üstüme umuttan bir örtü, altıma ölümden bir çarşaf serdim…

Uzanıversem gövdem, taşlara boydan boya

Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi

 

İnleyip sırrını fâş eyleme ağyâra sakın

Sükûnet içinde dinliyordum hikayesini. Söylenebilecek tek kelime yoktu. Çıkarılacak bir çıt, onun keyfini kaçırabilirdi.

“O isimsiz geceye ait en son hatırladığım şey polis telsizinin sesi oldu. Neden kaçmıyordum onlardan? Polis, son umudun, son sığınağın açık kapısı oldu benim için. Kaçmıyordum, fakat konuşmuyordum da. Biliyordum ki, çaresizliğimi gözlerimden okuyacaklardı.

Şöyle böyle, iki ay önceydi. Çocuklarımdan anlayışlı bir aksiseda alamamış olmalılar ki, emniyetteki yetkililer beni buraya getirdiler.

Gördüğün gibi burada rahatım yerinde, iyi bakıyorlar bana. Benim durumumda olanlar da aynı şekilde, rahatlar. Ara sıra senin gibi gelenler oluyor. Sohbet edip gidiyorlar. Eh, biz de bir miktar rahatlıyoruz. Gel şimdi sarılayım sana sıkıca, sarılayım da, uğurlayayım sonra…”

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Gayr-ı ihtiyari girdiğim bu mekândan, esrarengiz duygularla ayrılıyordum. Huzurevinin bu ihtiyar sakini tarafından yaşanan o garip gece, benim için, aydınlık sabahlara gebe, gâlip gece mi olmuştu?

 

 

ÖYKÜYÜ YAZAN ÖĞRENCİNİN

ADI: HATİCE AKKANAT

İLİ: BURSA

OKUL: BURSA NİLÜFER MİLLİ PİYANGO ANADOLU LİSESİ

OKUL NO:

SINIFI: 10. SINIF

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BAKTERİ VE VİRÜS HASTALIKLARI-1

26/8/2008 · Kategori: Saglik

T. C. NİLÜFER MİLLİ PİYANGO ANADOLU LİSESİ

 

BİYOLOJİ DERSİ YILLIK ÖDEVİ

 

BAKTERİ VE VİRÜS HASTALIKLARI 

 

Hatice AKKANAT -2006

          SINIFI

 

NO: 

 

ÖĞRETMEN: Meral TAŞKIN

 

 

 

İÇİNDEKİLER

 

ÖNSÖZ.. 3

 

GİRİŞ. 4

 

1. VİRÜS (VIRUS) 4

 

1. 1. VİRÜSÜN ANATOMİSİ. 4

 

1. 2. VİRÜS HASTALIKLARI. 7

 

BRONŞİT.. 7

 

KUDUZ 9

 

KIZAMIK (Rubelo) 10

 

SOĞUK ALGINLIĞI. 11

 

AIDS. 12

 

SARS (Ağır Akut Solunum Yolu Yetersizliği Sendromu) 14

 

KABAKULAK.. 15

 

SU ÇİÇEĞİ. 16

 

ÇOCUK FELCİ (Poliomyelit) 17

 

UÇUK.. 18

 

GRİP (İnfluenza) 19

 

KUŞ GRİBİ. 20

 

KRUP. 21

 

2. BAKTERİLER.. 22

 

2. 1. BAKTERİLERİN ANATOMİSİ. 22

 

2. 2. BAKTERİ HASTALIKLARI. 24

 

TİFO.. 24

 

MALTA HUMMASI (Bruselloz) 25

 

BAKTERİ PLAĞI. 26

 

VEREM (Tüberküloz) 27

 

DİFTERİ. 28

 

FARENJİT (Yutak İltihabı) 29

 

ŞARBON.. 30

 

BASİLLİ DİZANTERİ. 31

 

TETANOZ.. 32

 

KIZIL.. 33

 

BOĞMACA (Pertussis) 34

 

KOLERA.. 35

 

SÖZLÜK.. 37

 

KAYNAKÇA.. 38

 

ÖNSÖZ

 

Sınıf öğretmenimiz yıllık ödev tercih formlarını verdiğinde, Biyoloji dersini ilk sıraya yazmıştım. Amacım, özel ilgi duyduğum bu dersten ödev alarak, biyoloji ile ilgili konularda yeni bir şeyler öğrenmek ve kendimi biraz daha geliştirmekti.

 

Ödev konum belirlendiğinde ise sevincim bir kat daha artı. Çünkü “Bakteri ve Virüs Hastalıkları” üzerinde yoğunlaşacaktım. Böylece, bazı hastalıklar hakkında belli bir birikime sahip olma imkanı yakalayacaktım.

 

Peki, ödevimi nasıl hazırlayabilirdim? İşte burada bu serüveni anlatmak istiyorum.

 

Tabii, ilk olarak Bursa’daki kütüphanelerde konumla ilgili kaynakları taramam gerekiyordu. Öyle yaptım. Kütüphanelerin Biyoloji kaynak kitapları bölümündeki eserlerden, ansiklopedilerden ve ders kitaplarından ilgili kısımları tespit ettim. Kimisini fotokopi çekerek, kimisini de defterime kaydederek birikimimi artırmaya çalıştım. Bu arada, ödevimde kullandığım görsel malzeme başta olmak üzere, internet ortamından da bir hayli faydalandım.

 

Daha sonra, elimdeki bütün bilgileri belli bir plân içinde değerlendirdim. Elimdeki malzemeyi bilgisayar ortamına aktarırken, son düzenlemelerimi de gerçekleştirdim. Buna göre, “Bakteri ve Virüs Hastalıkları”nı, “Nedenleri”, “Belirtileri”, “Hastalığın Bulaşma Yolları”, “Gidişi” ve “Tedavisi” olmak üzere beş alt başlıkta inceledim.

 

Ödevimi hazırlarken kullandığım kaynakları dipnotlarda bildirdim. Bu arada, kaynaklarımın listesini, ödevimin sonundaki “Kaynakça”da da gösterdim.

 

“Bakteri ve Virüs Hastalıkları” başlıklı bu ödevle pek çok bilgiye ulaştım. Bunlardan en önemlisi, ileride seçmek istediğim meslekle ilgili bazı ipuçlarına sahip olmamdır.

 

Son olarak, ödevimi hazırlarken beni yönlendiren ve yardımlarını esirgemeyen ders öğretmenim Meral TAŞKIN’a; ödevime son şekli verirken önerdiği plândan ötürü babama; başta moral desteği olmak üzere beni her bakımdan tamamlayan anneme ve çalışmalarıma tanık olmak zorunda kalan “çalışma odası arkadaşım” canım kardeşim Ali’ye teşekkür ediyorum.

 

Hatice AKKANAT

 

Bursa, 12 Nisan 2006

 

 

 

 

GİRİŞ

 

Tabiattaki tüm varlıklar canlı form ve cansız form olarak iki gruba ayrılmışlardır. Cansız forma dahil olan varlıklar, üreyemeyen, solunum yapmayan beslenmeye ihtiyacı olamayan tüm varlıklardır. Örneğin denizler, göller, kayalar, bulutlar, dağlar vs. ekosistem içerisinde sürekli bir dönüşüm içerisinde olmasına rağmen canlı sayılmazlar. Bir varlığın canlı sayılabilmesi için, az öncede belirttiğimiz gibi üreyebilmesi, beslenebilmesi, solunum yapabilmesi ve diğer canlılarla sürekli bir ilişki içerisinde olması gerekir ki ancak böyle bir varlığa canlı denebilir. Bu sebeple canlılar sınıflandırılırlar Canlı sayısı çok fazladır. Bu sınıflandırma her canlının belirli özellikleri göz önüne alınır. Canlılar Bakteri, Virüs, Protista, Hayvanlar, Bitkiler, Mantarlar olmak üzere 6 ana grupta sınıflandırılmıştır.

 

 

 

1. VİRÜS (VIRUS)

Canlılar sınıflandırılırken virüslerin hangi kategoriye girecekleri konusunda bir ittifak sağlanamamıştır.  Çünkü virüsler bazı hallerde canlı gibi davranırken diğer bazı hallerde tam bir "inorganik" madde gibi davranır.Dolayısıyla ortaya büyük bir tezat çıkmaktadır.

 

 

 

1. 1. VİRÜSÜN ANATOMİSİ Virüs, doğadaki en basit canlı türlerinden bile daha basit bir yapıya sahiptir. Virüsler ancak "Elektron mikroskobu" ile görülebilirler.Işık mikroskopları ile görülmeleri imkansızdır.Öyle ki bir virüs bakteriyle kıyaslandığında, bakterinin yanında çok küçük kalan bir boyuta sahiptir ve boyu ancak "nm" (nanometre, yani metrenin milyarda biri) uzunluk birimi ile ölçülebilir. Büyüklükleri 10-450 nanometre arasında değişir. Virüsler hücreyi oluşturan temel yapıtaşlarının çok az bir miktarının yine kompleks bir yapı oluşturmalarından meydana gelmiştir.

 

 Bir hücre proteinlerden, nükleik asitlerden, hücre zarından, kompleks organellerden (mitokondri, endoplazmik retikulum, golgi aygıtı, ribozomlar vb.), nukleus (çekirdek) den ve daha birçok enzim ve sayamadığımız kimyasal moleküllerden oluşan oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Virüsler ise yukarıda saydığımız hücre yapıtaşlarından yalnızca üç tanesinin kompleks oluşturmasıyla meydana gelir. Bu yapıtaşları protein, enzim ve nükleik asitlerdir.Bazı virüslerde ise yağ moleküllerine de rastlanılır.

 

Virüsler DNA ya da RNA’dan oluşan bir genetik madde ile bu maddeyi kuşatan bir protein kılıftan oluşur. Virüsler büyümez ve bölünerek çoğalamaz. Sadece hayvan, bitki ve bakteri hücresine girerek çoğalabilirler.virüsün üzerinde çoğaldığı maddelere konak denir. Virüsler konak hücre dışında canlı değildirler kristalleşirler. Her virüsün protein yapısı ile o virüsün üzerinde yaşayabildiği hücre zarındaki glikoprotein arasında bir bağ bulunur.

 

 

 

 

Şekil 1: Virüsün kısımları

 

 

 

Head “Baş Bölgesi”, karmaşık yapılı proteinlerden oluşmaktadır.Bu protein kılıfın içerisinde ise virüse ait RNA (bazen DNA olabilir) molekül zinciri bulunmaktadır. İngilizce "Neck" adı verilen bölge ise boyun kısmıdır. Sırasıyla Collar “Bilezik” Sheath “Gövde”, Tail Fiber “Kuyruk İplikçikleri” ve son olarak Base Plate “Taban Plakası” görülmektedir.

 

Görüldüğü gibi virüslerin anatomisi yalnızca bu moleküler yapılardan ibarettir.Fakat buradaki en büyük soru işareti ise bu moleküllerin neden kendilerini çoğaltmak istedikleridir.

 

Moleküller atomlardan oluşan maddelerdir. Maddenin ise şuuru ve aklı yoktur. Fakat gördüğünüz gibi yalnızca bir molekül yığını olan virüsler doğada kendilerini çoğaltmak için sürekli bir canlı hücre arayışı içerisine girmişlerdir. Bu esrarengiz yapılar üreseler bile ne beslenebilirler nede soluk alıp verebilirler. Bir bakteri bile dışarıdan aldığı molekülleri işleyerek hayatını sürdürür, solunum yapar ve vücudunda oluşan artık maddeleri dışarı atabilir, fakat virüslerin buna benzer fonksiyonları da yoktur. Bakteriler besin ve diğer hayati moleküllerin yokluğunda hayatlarını kaybederken virüslerin ölmesi diye bir şey söz konusu değildir. Şimdi bu esrarengiz yaratıkların doğada kristal halinde cansız olarak dolanırken bir hücreye rastgelip, nasıl bir canlı gibi üremeye başladığını şekillerle inceleyelim.

 

 

 

 

Şekil 2: Virüsün Çoğalması

 

 

 

Şekilde görüldüğü gibi virüs kristal halinde doğada serbest olarak dolaşırken bir bakteri yada başa bir canlı hücresine rast geldiğinde (Burada bakteri hücresi örnek gösterilmiştir.) kuyruk kısmı bakterinin duvarına temas edecek şekilde konumlanır.

 

Şekilde virüsün sahip olduğu genetik şifresi yani RNA’sı kırmızı olarak gösterilmiştir. Virüs RNA’sını bakterinin sitoplazmasına zerk edebilmek için kuyruk kısmından bakteri duvarına bir tür enzim enjekte eder. Bu enzim bakterinin duvarını tıpkı bir asit gibi delmeye başlar.Bakterinin duvarı delindikten sonra virüs RNA’sını bakterinin vücudunun içerisine gönderir.

 

Bakterinin içerisinde dolanan RNA molekülü bakteriye ait DNA molekülünün belli bir bölgesine yerleşir. Bu yerleşme belirli genler arasında konumlanarak gerçekleşir. Örneğin bakteride A geni ile B geni yanyana ise virüs RNA sı bu iki genin arasına yerleşir. Yani A geninin içerisinde yada B geninin içerisinde herhangi bir yere yerleşmez.Bakterinin virüs RNA’sını içeren şekline ise "Lizogen bakteri" adı verilir.

 

Bakteri, üremek için DNA’sını replike ederken farkında olmadan virüsün RNA’sını da replike eder. Bakteri çoğalmaya devam ederken bir yandan da virüsün RNA’sının bir kopyasını üretir. Bu kopyalanan RNA’nın içerisinde ise virüsün tüm genetik bilgileri saklıdır.Mesela virüsün üzerini örten kılıf proteinin aminoasit şifreleri bu RNA da bulunur. Bakteri replikasyonla ürettiği virüs RNA’sından aynı zamanda virüsün örtüsü için gerekli proteinleri de translasyon yoluyla yani protein üretim mekanizmaları yoluyla üretir.

 

Virüs bakteriyi tıpkı bir köle gibi çalıştırarak kendisini çoğaltmaya başlar. Bakteri öyle bir duruma gelir ki ürettiği virüsleri taşıyamaz olur ve parçalanır. Bu olaya ise "Liziz" denir.

 

Virüslerin yalnızca yukarıdaki gibi sabit bir şekli yoktur. Virüsler değişik şekillerde olabilirler. Örnek verecek olursak tuğla biçiminde mermi görünümünde, çokgen küre, yuvarlak veya virgül şeklinde olabilirler. Bunun yanında yuvarlak ve çokgen küre şeklinde olanları da vardır.

 

 Doğada binlerce  tip virüs vardır ve her biri kendine has özelliklerde olup değişik tiplerde hastalıklara neden olurlar. Bazı virüs türleri ise insan ve hayvanlara zarar verebildiği gibi bitkilere de zarar verebilmektedir. Bazı virüsler girdikleri canlıların hücrelerinde çoğalarak urlara neden olur. Virüsler bir bakıma hücre içi parazit olduklarından antibiyotiklerden etkilenmezler. Bu sebeple antibiyotikle tedavi edilemezler. Bir hücreye virüs girdiğinde bu hücre savunma maddesi olarak interferon denen proteini üretir. İnterferon, bir biyolojik yanıt değiştirici, vücudun enfeksiyonlara ve hastalıklara doğal yanıtını geliştiren bir maddedir. Birçok interferon tipi vardır; interferon-alfa, beta, gamma gibi. İnterferonlar canlının o virüse karşı bağışıklık kazanmasını da sağlar. Bu yöntemle virüslerin sebep olduğu bazı hastalıklara karşı aşı geliştirilmiştir.

 

Şimdi virüslerin hayvanlar, insanlar veya bitkiler üzerinde sebep olduğu hastalıkları inceleyelim:

 

 

 

1. 2. VİRÜS HASTALIKLARI

 

BRONŞİT[1]Bronşit, büyük bronşları, yanı soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularını örten mukoza dokusunun akut (şiddetli) ya da kronik (yerleşik) iltihabıdır. İltihap bronşiyol denen küçük bronşlarda olursa bronşiolit adıyla anılır. Virüslerin sebep olduğu bronşit tipi akut bronşittir. Kronik bronşit, sigara dumanı, hava kirliliği veya solunum yolları enfeksiyonlarından kaynaklanır.

 

 

 

AKUT BRONŞİT

 

Sıradan bir hastalık olarak kabul edilir ve soğuk algınlığının ardından gelişir. Çok yaygındır.

 

 

 

 

 

Nedenleri:

 

Akut bronşitin iki temel etkeni vardır. Enfeksiyonlar ve fizikokimyasal etkenler. Özellikle gençlerde görülen akut bronşitlerde başlıca etken bakterilerden çok virüslerdir. Bakteriler bronşit etkeni olabilir ama genellikle bronşlarda hiçbir hastalığa neden olmadan saprofit olarak yaşarlar. Akut bronşit vakalarına genel olarak İnfluenza, Parainfluenza, Coryza (nezle) virüsü, Adenovirüsler ve Respiratory syncytial virüsleri sebep olur.

 

Bronşitin fizikokimyasal etkenleri ise fabrika, ev bacaları ve ile taşıtların egzoz borularından çıkan dumanlardır. Solunum yollarında iltihaba yol açtığı bilinen sigara da bunların başında gelir.

 

 

 

Belirtileri:

 

Özellikle soğuk algınlığı sonrasında öksürükle beraber Hafif ateş (37,5˚C-38,5˚C) görülür. Soluk borusu ve bronşlarda gelişen iltihap göğsün orta bölümünde, göğüs kemiğinin arkasında öksürüğün artırdığı bir ağrı ile ortaya çıkar.Bronş iltihabının en önemli belirtisi olan öksürük bronşlardaki savunma mekanizmasının bir göstergesidir. Hastalığın en önemli ikinci belirtisi olan balgam çıkarma, damar dışına sıvı sızması ve mukus salgısının artmasıdır.

 

 

 

Hastalığın Bulaşma Yolları:

 

Hastalığı hazırlayıcı etkenlerin başında çevre ve iklim koşulları yer alır. Ani sıcaklık değişikliklerinde sürekli sıcak ve kuru ya da tam tersi tozlu ve nemli ortamlarda solunum yollarının koruyucu sıvısı azalır. Vücuda giren virüs de bronşlara kolayca girer. Akut bronşitin diğer etkenleri ise soğuk algınlığı veya burun orta bölmesi eğriliği (deviasyon) dur. Üst solunum yollarının yanı burun, boğaz, gırtlak ve soluk borusunun enfeksiyonlarına neden olan soğuk algınlığından başka burun orta bölmesi eğriliği de burun solunumunu engeller. Dolayısıyla bunlar solunumun ağız yoluyla yapılmasına ve sonuç olarak yeterince ıslatılmamış ve nemlendirilmemiş bir havanın solunmasına neden olur. Böylece virüsler veya bakteriler vücuda kolayca girer.

 

 

 

Gidişi:

 

Akut bronşit genellikle tehlikeli bir gelişme göstermez. Hasta iki hafta içinde iyileşebilir. Virüslerin etken olduğu bir enfeksiyonun bronşlarda doku yıkımına yol açması, buralarda bakterilerin de üremesini kolaylaştırır. Bu durumda hastalığın gidişi daha kötüdür.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!